FATMACIK MAĞARASI ve HİKAYESİ - FATMACIK KAN KUUUS!

        Fatmacık, Uluborlu'nun Senirkent yolu çıkışında, tepenin yamacında kayalık üzerinde bulunan kaya kovuğu ve mağaraya verilen isimdir. Günümüzde dahi bu mağaraya insanlar 'Fatmacık kan kus' diye bağırırlar bu sese karşı mağaradan 'Sen kus' diye yankı geldiğine inanılır. Bu mağaranın yıllardır dilden dile anlatılan bir efsanesi vardır.
        Aynı mahallenin çocuklarıdır Fatma ile Yaşar; günlerini ailelerinin koyunlarını otlatarak geçirirlerdi. Yaşar'ın alabaş koyunu Fatmacığın karabaş koyunu sanki birbirleriyle anlaşmış gibi ahırdan çıktıklarında bir araya gelirler ve otlamaya beraber giderlerdi. Koyunlar uzaklaştıkça bunları çevirme işi hep Fatma'cığa düşerdi.
Ergen ağacından yapılan değnekle koyunlara yaprak indirmek, karaağaç sıyırmak bunları akşam yemeği için çuvallara doldurmak Yaşar'ın keşiğiydi.1
        Fatmacık sıyırdığı, gazelleri koyunların yemesi için elleriyle serpiştiren büü büü,2 sesleriyle koyunları çağıran Yaşar' a seslendi.
'Yaşar, böyün hava çok gış. Yağmur eniverise neccez gari'.
'Neye gorkuyon gı? Daha inaltı, onun önüne varı ine signeniveriz'.
        Tatlı bir yaz günüydü. Birden gökyüzü kararmış, yağmur ince ince yağmaya başlamıştı. Karaağaç sıyırmaya çalışan Yaşar ağaçtan indi; Fatma koyunları çevirdi ve hızlı bir şekilde inaltındaki altındaki kaya koğuna, yağmurdan korunmak için koyunları sürmeye başladılar. Kaya koğuğundan ovayı seyre başladılar. Uluborlu ovası ayaklarının altındaydı. Harımın meyve bahçeleri, Olukmanın üzüm bağları, Bahar çeşmesinin çağlayan suları, Kapıdağı'nın şakıyan keklikleri bir türlü bir birlerine açamadıkları gizli sevdalarını sanki dillendirir gibiydi. Yağmur dinmiş akşam olmuştu. Kayalar gölgelenince, mehtabın Kapıdağı'nın endamına ilanı aşk etmeye başladığında daldıkları hayallerinden uyandılar. Koyunları yola kattılar. Fatmacık önde büü büü diyerek, Yaşar koyunları arkasından köss köss3 diyerek evlerine geldiler.
        Güz mevsimi gelmişti. Aradan günler geçmiş Uluborlu halkı bağ evlerinden eski kasabadaki şehir evlerine kış için göçmüş, artık koyunlar ahırlarına, insanlar evlerine çekilmişti. Fakat o uzun kış iki genç için bir türlü bitmek bilmiyordu. Ne gezek eğlenceleri, ne ev sohbetleri; ne de demirciler çarşısının örs, çekiç sesleri onları mutlu etmiyordu. 'Ah ulan gapıdağının örkesi4 bi geçsede hu sırtındaki ak kürkünü bi atsa, hıdrellez bi gelse de bağa bi göçsek' diye hayıflanıyordu.
      Kış geçmişti, Uluborlu'ya bahar gelmişti. Türk kızlarının çekisindeki oyalar gibi ova rengarenk çiçeklenmiş, inaltının eteği de, Fatmacıkla Yaşar'ın yüreklerindeki aşkla, bir kiraz dalı gibi filizlenip yeşermişti.
Ara sıra gizlice buluştular. Kirazlar Fatma'nın utangaç yanağından renk. Meyveler bu iki sevdalının aşkından tat çaldılar. Yine yaz gelmişti, havalar ısınmıştı, ancak Ağustos sıcağı bile bu sevdalı iki gönülün aşk ateşinden perişan olmuştu.
Gün geldi. Kınıksoyluların Yaşar utana sıkıla anasına sevdasını açtı. Memleketin ileri gelenleri yola düşüp, Fatmagile bir acı kahve içmek, yani dünürcülük etmek için gittiler.
        Türk töresiydi gelen misafir tanrı misafiriydi. En iyi şekilde ağırlandı. Fakat görücülerin isteğine olumlu cevap verilmemiş, eşiklikteki pabuçlar da çevrilmemişti; bu da gösteriyordu ki Fatma'yı ailesi Yaşar' a vermeyecekti.
Fatma' nın anası, 'Get gardeşim get ben heç gül gibi gızımı Fadimemi kınıksoyluların baldırı çıplak Yaşarına ne vecemişim. Benim gızım gadı, müderris harcı. Hem benim gızımı geçennede Kölemenlerin Ömer' e istediler. Ömer eyi olan5 varlık va, gocaman demirci dükganı va, güz gelince dokuz goyun keserle evlerinde taya taya gıyma, direklerinde sıra sıra bastırma olu, ambarlarında un, bulgur, samannığında gış gavunu, gokulu Yahya alması heç esik olmaz. Ben yoksulluk çektim, gızım bari çekmesin. Gızımı Ömer' e vecen gari'
'Gız Aşa etme bi Fadime' ye sor belki Yaşar' a yangındır. Günaha girme seveni Allah bile ayırmazmış' diyenlere, 'Gidin hurdan böyle şeyle gıza sorulmaz. Fatmayla Yaşar beraber böyüdü gardeş gibi, onnada sevda mevda olmaz!' diyordu Fatma' nın annesi.
        Nihayetinde Fatma, Ömer' le istesede istemesede Ana-Baba isteğidir, nişanlanmıştır. Haberi duyan Yaşar'ın benzi Fatmacığın parmağındaki yüzüğün rengi gibi, hazan vaktindeki ağaç yaprağı gibi sararmıştı. Artık Yaşarın ağzını bıçak açmıyor bina önüne6 çıkıyor, aşağı mahalleye ,İnhisar dağına bakıyor. Bu dağların arkasına mı kaçmalıydı, yoksa; Cirimbolu Köprüsünden mi atlamalıydı, yoksa Şalgamlık Değirmenlerinin suyunda kendini mi boğmalıydı. Ama birden aklına, onsekizinde kocasını Yemen çöllerinde şehit vermiş, bir çocuğuyla dul kalan anası geliyor ve bu düşüncelerinden vazgeçiyordu. Anası Yaşar'a 'Ule oğlum heç goca Borluda Fatma' dan başka gızmı yok. Daha gözelini, daha işleğini buluruz, de kimi isteyyosan ben sana onu isteyen, üzülme oğlum, gözünü sevem. Sana bişey olusa ben nederin gari' diyordu.
        Ama Yaşar'ın günde güne rengi sarıyor benzi soluyordu. Hafif hafif başlayan öksürük giderek şiddetleniyordu. Ciğerden kopan ana tesellisi de Yaşar'ın aşk ateşine bir damla su olmuyordu. Yine bir güz günüydü. Bağ evlerinden şehir evlerine atlarla, eşeklerle; samanların, üzümün pekmezlerinin, kış kuvunlarının, unun, bulgurun,tahırnanın, tatarın, dut kurusuyla, elmaların taşındığı gündü. Bakırcıların Hekim her gün öksüren, kan tüküren Yaşar'a teşhisi koymuştu, ince hastalık.7
-'Ayşe Aba Allahtan ümit kesilmez amma oğlun ince hastalığa yakalanmış'
        Fatmacığın düğününe kırk gün var. 'Herkes, ah şehre bir çıkılsa düğün hemen başlayacak, zengin düğünü; gelin hamamı, güvey hamamı, kına gecesi, sürücüler, banaklı düğün yemeği olacak, bakalım Fatma'ya kaç beşibirli etcekle.' Yaşar bu haberle iyice perişan olmuştu. Bir bağ bozumu gibi her gün biraz daha perişandı. Kiraz yaprakları gibi sararmış, Uluborlu ovası kızıla kesmişti. Ah yatak onu bir yerine mıhlamasa bir doğrulabilse, pencere yerine kullanılan tahta parmaklığa bir gidebilse. Oradan bağ evlerinin tam karşılarına düşen İnaltı bayırında, elinde ördüğü çorap, koyun güden Fatma'sını bir görebilseydi. Ah şu kayalar, ah şu parmaklıklar selvi boylu Fatma'sını görebiliyorlardı, ondan böyle çalımlı, heybetli durabiliyorlardı. Ciğerlerini saran vereme aldırmadan Yaşar inliyor, Fatmacığını istiyordu. İdam mahkumunun son arzusu, son bir nefesti bu. Hasta için ilaç, çölde açan çiçek için, su neyse, onun için Fatma oydu.
Yaşar' da bir öksürük bir öksürük ağız dolusu kan. Renksiz kalan, kokusuz sevda gülüne hazırlanan boya...
Ciğeri yanan anasının boş umutları, verem hastalığına şifa için içilen kısrak sütü de bir şeye yaramamış Yaşar hakka kavuşmuştu.
        Oğlunun öldüğünü gören ana birden her şeyi unutup bu ölümden sorumlu tuttuğu Fatmacığı aramaya koyuldu.
Aah Fatma yine yağmur yağıyor, İnaltında ki kaya kovuğuna saklanmıştır. Yine önünde beş koyun var, elinde ki şişlerle çorap örüyordur. Beklide Kölemenlerin Ömer' e örüyordur...
Çılgınca koşan Yaşar'ın anası arkasına düşenleri çoktan geri bırakmıştı. İnsanlar;
-'Viliii, viliii, viliii noldu bu kadına'
-'Noldun gı Aşa deze'
-'Yaşar'ımı aldırdım, kan kusturarak öldürdüm. 'ciğerimi yaktın FATMACIK SENDE GAN GUUUUS'
Feryad ediyordu Ayşe teyze İnaltında ki kovuğa. Buradan bir yankı geliyor du 'SEN GUUUUS' diye
-'Bakın ule elin gahbesine' dedi. Ayşe teyze, 'ben Fatmacık gan gus deyyon oda bana sen gus deyyo'
Kanı çekilmiş bir beden ve ellerinde yolunmuş bir tutam saçla yere yığılan dertli anayı sırtlayıp eve götürenler çok geçmeden Fatmacığı da inaltın da ölü olarak bulunduğunu duydular. Fatmacığın elinde al kanlara bürünmüş bir yağlık8 vardı. Alabaş koyunla Karabaş koyunun oynaştığı günlerden kalma bir yağlık, Yaşarının yağlığı.
Yıllar var ki İnaltı unutuldu. Yerini Fatmacık adı aldı.
Fatmacık, kan kus diye bağıranların sesini bu ümitsiz aşka isyan edercesine insanların boğazına tıkar.
- 'Sen kus cevabını' verir.
Günümüzde de bu yankı devam eder. Bugün bile kekik kokulu Fatmacık bayırının, dağ çayları, çam ağaçları, sevdiğine kavuşamayan Fatma'nın göz yaşlarıyla beslenir gibidir.

 

1 Keşik : Uluborlu'da insanların birbirlerine karşılıklı iş yapma amacıyla oluşturdukları imece yöntemi.

2 Büü Büü : Uluborlu'da koyun çağırmak amacıyla kullanılan bir çağrı sesi.

3 Küss Küss : Koyunları yürütmek amacıyla kullanılan bir ünlem.

4 Örke : Öfke, sinirlenmek

5 Olan : Erkek çoçuk

6 Bina önü : Şimdiki Alaaddin Caminin ön kısmı.

7 İnce hastalık : Verem

8 Yağlık : Uluborlu'da insanların içerisine ekmek, kuruyemiş taşımaya veya el ve yüzlerini abdest sonrası kurulamak amacıyla kullandıkları büyük mendile verilen isimdir.